TÜRKİYE'NİN PLATOLARI OVALARI

2013-03-07 22:33:00

 

TÜRKİYE’NİN PLATOLARI:

Akarsular tarafından derin vadilerle parçalanmış düz veya hafif engebeli yüksek düzlüklere plato denir.

Genellikle eş anlamda kullanılan plato ile yayla sözcüğünü birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü yayla daha çok yaz aylarında hayvancılık faaliyeti ve dinlenme amaçlı kullanılan geçici yerleşim alanı iken plato, bir yeryüzü şeklidir. Günümüzde turizm etkinliklerinin yapılmaya başlandığı yaylalarda hayvancılık faaliyeti esastır.

Türkiye’deki önemli yer şekillerinden biri de platolardır. Büyük bir bölümü aşınmaya uğramış olan Anadolu’nun Dördüncü Jeolojik Zamanda toptan yükselmesi platoların geniş alan kaplamasına neden olmuştur. Ancak ülke genelindeki toptan yükselmenin bölgelere göre farklı olması, platoların farklı yükseltilerde yer almasını sağlamıştır. Örneğin, Güneydoğu Anadolu’da platolar 600-700 m yükseklikte yer alırken, İç Anadolu’da 1000-1500 m, Doğu Anadolu’da ise 1800-2500 m arasında bulunmaktadır. 

Haritanın büyük hali için TIKLAYINIZ

OLUŞUMLARINA GÖRE PLATOLAR

Yatay duruşlu platolar: Kumlu, killi ve kalker özelliğindeki yatay uzanışlı tabakalara sahip eski tortuların akarsular tarafından yarılması ile oluşmuştur. Ülkemizin en geniş plato alanına sahip olan İç Anadolu Bölgesi’nde bu tür platolara sıkça rastlanır.

Bunlardan Obruk platosu, Tuz Gölü’nün güneyi ile Konya Ovası arasında uzanır. Tuz Gölü’nün batısında Cihanbeyli ve kuzeybatısında Haymana Platosu yer alır. Yukarı Kızılırmak bölümünde bulunan Bozok ve Uzunyayla platoları ile iç Batı Anadolu Bölümü’ndeki Uşak-Eşme, Kütahya-Afyon arasında yer alan Yazılıkaya da bu tür platolardandır.

Yer şekilleri bakımından sadeliği ile dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Bölgesi de yatay uzanışlı platolara sahiptir. Batıda yer alan Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları bu tür platolar arasında yer alır. Bölgenin diğer platoları; Diyarbakır Havzası, Mardin ve Mazıdağı çevresindeki parçalı arazilerdir. 

Hritanın büyük hali için TIKLAYINIZ

Lav platoları: Volkanik faaliyetlerin yaygın olduğu alanlarda lav akıntılarının çukurları doldurması sonucu meydana gelen hafif dalgalı düzlüklerin akarsular tarafından yarılması ile oluşmuşlardır. Bu tür Platolar daha çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde görülür. Erzurum-Kars platoları ile Allahüekber ve Yalnızçam Dağarı üzerinde yer alan bazı düzlükler bunlara örnektir. Ayrıca toptan yükselmenin en fazla olduğu Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin en yüksek platolarına sahiptir. 

Karstik platolar: Su ile kolaylıkla çözünen kalkerli yapıya sahip arazilerde akarsu aşındırması sonucu oluşmuşlardır. Akdeniz Bölgesi’ndeki Taşeli platosu bu türdendir.

Aşınım platoları: Uzun yıllar boyunca aşınan yüzeylerin yükselmesi ile olusurlar. Ülkemizin dağlık bölgeleri olan Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde bu tür platolara rastlamak mümkündür. Orta Karadeniz Bölümü’ndeki Canik ve Giresun dağları üzerindeki düzlükler ile Fatsa ve Şebinkarahisar arasındaki Perşembe Platosu, bunlara örnektir. 

Türkiye’nin ortalama yükseltisi en az bakımından en alçak bölgesi olan Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca ve Kocaeli Platolarıda birer aşınım platosudur.

PLATOLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ

Ortalama yükseltileri genel olarak 1000 m’nin üzerindedir.

Büyük bir bölümünde tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Daha yüksek olanlarda ise büyükbaş hayvancılık faaliyeti ön plana çıkar. Bu nedenle platolar, ovalardan sonra Türkiye ekonomisine katkısı olan ikinci önemli yer şekilleridir.

Platoların ortalama yükseltisinin fazla olması ülkemiz genelinin toptan yükselmelere uğradığını gösterir.

Ovalardan sonra nüfusun yoğunlaştığı önemli yerleşim alanlarıdır.

Bazı platolarımızda yaylacılık faaliyetleri de yapılmaktadır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan platolarda akarsuların derin vadiler içinde akması, yaz aylarının kurak geçmesi sulama sorununu ortaya çıkarmıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla söz konusu sorunun büyük bir bölümü çözümlenmiş olacaktır.

               

TÜRKİYE'NİN OVALARI

Akarsuların taşıdıkları alüvyonları, deniz kıyısında biriktirmesiyle oluşan ovalara delta ovası veya kıyı ovası denir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin kıyılarında, bu tür ovalara sıkça rastlanır.

Haritanın büyük hali için TIKLAYINIZ

Delta ovalarının ülkemizdeki varlığı; akıntı ve gelgitin kıyılarımızda etkili olmadığının bir göstergesidir. Çünkü, deltaların oluşabilmesi için kıyılarda gelgit ve akıntıların fazla etkili olmaması gerekir. Ayrıca kıyının sığ olması ve denize dökülen akarsuların bol miktarda yük taşıması, delta oluşumunu hızlandıran diğer etkenlerdir.

Alçak ovalar adıyla da bilinen kıyı ovaları, genellikle büyük akarsuların denize döküldüğü yerlerde oluşur. Bu tür ovaların oluşumunda bazen denizlerdeki seviye değişiklikleri ve tektonik olaylar da etkilidir.

Dağların kıyıya paralel uzandığı Karadeniz kıyılarımızda, derinliğin de etkisiyle delta ovasına fazla rastlanmaz.

Haritanın büyük hali için TIKLAYINIZ

KARADENİZ BÖLGESİ KIYI OVALARI: Derinliğin iyice azaldığı Orta Karadeniz bölümü ile Sakarya Nehri ağzında yer alır. Bunlar; Bafra, Çarşamba ve Sakarya delta ovalarıdır. 

Bafra delta ovası: Ülkemizin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak’ın ağzında yer alan Bafra ovası, çok sayıda kıyı oklarına ve lagünlere sahiptir. 

Çarşamba delta ovası: Yeşilırmak’ın getirdiği malzemelerle oluşan bu ovada da çok sayıda kıyı oku ve lagünler bulunur.

Sakarya delta ovası: Marmara Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi’nin kıyı sınırında yer alan bu ova Sakarya Nehri’nin getirdiği malzemelerle oluşmuştur. Ancak kıyının derin ve akıntılı olması nedeniyle delta denize doğru fazla gelişemeyip daha çok doğu-batı doğrultusunda bir uzanış göstermiştir. 

EGE BÖLGESİNDEKİ DELTA OVALARI: Kuzeyden güneye doğru; Meriç, Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır.

Meriç delta ovası: Az eğimli geniş bir havza alanında yayılış gösteren Meriç nehrinin taşıdığı bol miktardaki alüvyonlarla oluşmuştur. Hızla gelişmesi nedeniyle ovada zaman zaman taşkın olayları meydana gelmektedir.

Bakırçay delta ovası: Bakırçayı’nın getirdiği malzemeleri Çandarlı Körfezi’nde biriktirmesiyle oluşmuştur. M.Ö. 150-300 yılları arasında burada yer alan Eleia limanı Bakırçayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolarak kıyıdan uzakta bataklık hâlini almıştır.

Gediz delta ovası: İzmir Körfezi’ne dökülen Gediz nehri ağzında oluşmuştur. 1886 yılına kadar bulunduğu yerin daha güneyinde akış gösteren Gediz nehrinin biriktirdiği malzemelerin, İzmir Körfezi’ni doldurması tehlikesiyle şimdiki yatağına kaydırılmıştır. Günümüzde de biriktirme hızlı bir şekilde devam ettiği için körfezin dolma tehlikesi henüz ortadan kalkmış değildir. Bu yüzden söz konusu alanda bu duruma çözüm bulmak amacıyla bazı faaliyetler sürdürülmektedir.

Küçük Menderes delta ovası: Denize doğru hızla ilerleyen bu delta ovası, M.Ö bir liman şehri olan Efes’in zamanla iç kesimlerde yer almasına sebep olmuştur.

Büyük Menderes delta ovası: Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla meydana gelmiştir. Oluşumu hızlı bir şekilde gerçekleşen bu ova. son 300 yılda denize doğru yaklaşık 6 km kadar ilerlemiştir.

Ege Bölgesi’ndeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes delta ovalarının bir başka özelliği de çöküntü alanları üzerinde gelişmiş olmalarıdır. Bu nedenle bu ovaların iç kesimlere doğru olan kısımları çöküntü ovası, denize doğru uzantıları ise delta ovası özelliğindedir.

AKDENİZ BÖLGESİ DELTA OVALARI: Başında Çukurova gelir.

Çukurova, ülkemizdeki en büyük delta ovasıdır.

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin getirdiği alüvyonlarla oluşmuştur. Yaklaşık 90 km lik bir alan kaplamaktadır. Delta üzerinde değişik zamanlarda farklı aşınımlarla oluşmuş üç taraça basamağı yer almaktadır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri bazı dönemlerde delta üzerinde birleşmiş, bazı dönemlerde ise ayrılmışlardır. Bu yüzden delta üzerinde bu eski akarsu izlerini de görmek mümkündür. 

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin getirdiği bu alüvyonlara zamanla Tarsus çayının getirdiği malzemeler de eklenince söz konusu alanda çok geniş bir delta ovası oluşmuştur. Hızla gelişimini sürdüren bu ovanın kenar kısımlarında çok sayıda kıyı set gölü ve rüzgârların oluşturduğu kumullar yer almaktadır. 

Göksu delta ovası: Silifke yakınlarında denize dökülen Göksu nehrinin taşıdığı alüvyonlarla meydana gelmiştir. Delta üzerinde yer yer bataklık ve göllere rastlanmaktadır. 

Akdeniz Bölgesi’ndeki diğer bir delta ovamız ise Asi ovasıdır. Bu delta ovalarının dışında kıyı ovası olarak bilinen diğer ovalarımız, batıdan itibaren Köyceğiz, Dalaman, Eşençayı, Finike, Antalya, Serik ve Manavgat ovalarıdır. Bu ovalar, alüvyonlarla kaplı olmasına rağmen kıyı düzlüğü ovası olarak bilinir. Bunların en büyüğü Antalya Ovası’dır.

İÇ OVALAR: Eski göl tabanları ile çöküntü alanlarında yer alır. Ülkemizde, Üçüncü Jeolojik Zamanda kıvrım olaylar, ile toptan yükselme ve alçalmalar da görülmüştür. Toptan yükselme ve alçalmalar, Dördüncü Jeolojik Zamanda da devam etmiştir. Bu olaylar sırasında Türkiye’nin birçok yerinde çöküntü alanları meydana gelmiştir. Zamanla göl sularıyla kaplanan çöküntü alanlarının akarsuların getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu göller kurumuş ve iç bölge ovaları oluşmuştur.

Yüksek ovalar olarak da bilinen iç bölge ovalarının bir kısmı, belli bir fay hattı boyunca sıralanırken, bir kısmı ise dağınık durumdadır. Belli bir fay hattı boyunca sıralanan ovalarımızın başında,

Kuzey Anadolu Fay Kuşağı üzerinde yer alan ovalar gelmektedir. Doğuda Pasinler’den itibaren, batıda İzmit Körfezine kadar uzanan bu ovalar şunlardır: Pasinler, Erzurum, Erzincan. Suşehri (Sivas), Niksar, Erbaa (Tokat), Taşova, Suluova, Merzifon (Amasya). Tosya (Kastamonu), Kurşunlu, Çerkeş (Çankırı), Bolu, Düzce, Adapazarı ve Sapanca ovalarıdır.

Batı Anadolu Fay Kuşağı Üzerinde yer  alan ovalar: Kuzeyden güneye doğru şöyle sıralanır: Bakırçay grabeninde Bergama, Soma ve Kırkağaç ovaları yer alırken, Küçük Menderes çöküntüsünde Torbalı, Tire ve Ödemiş ovaları bulunur. Gediz vadisinde Manisa, Akhisar, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir ovaları uzanır. Ege Bölgesi’nin en büyük ovası olan Büyük Menderes grabeninde ise; Söke, Koçarlı, Aydın, Yenipazar ve Sarayköy ovaları yer alır. Bu bölgede grabenler dışında bulunan diğer ovalar; Kütahya, Simav, Afyon ve Sandıklı ovalarıdır.

Akdeniz Bölgesi’ndeki iç ovaların önemli bir bölümü karstik kökenli polye ovalarıdır. Karstik ova olarak adlandırılan polye ovalarının çoğu tektonik çöküntü alanlarında oluşmuştur. Bunlar, daha çok Batı ve Orta Toroslar ile Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgeleri çevresinde bulunur. En önemlileri; Elmalı, Korkuteli (Antalya), Kestel (Burdur), Tavas, Acıpayam (Denizli) ve Muğla ovalarıdır. Bu ovaların tabanında yer yer bazı göllere rastlanır.

Güneydoğu Anadolu Fay Kuşağı boyunca uzanış gösteren iç ovalar, Nur Dağlarının güney eteklerinden itibaren; Amik, Kahraman Maraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Muş, Varto, Hınıs, Karlıova ve Göynük çöküntü ovalarıdır. Ortalama yükseltisinin fazla olmaması nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi’nin yerleşmeye en müsait yerleri buralardır. Çünkü bu ovalar çevrelerine göre alçak ve verimli olup, iklim açısından daha elverişli özelliklere sahiptir.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan diğer çöküntü ovaları ise İğdır, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Afşin ve Elbistan ovalarıdır.

İç Anadolu Bölgesi’ndeki ovalarımızın çoğu çöküntü ovalarıdır. Bunların başlıcaları Konya, Eskişehir, Akşehir, Ereğli, Mürted ve Çubuk ovalarıdır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki ovalarımız da tektonik kökenlidir. Diğer iç bölge ovalarımıza göre yükseltileri daha azdır. Bunlar; Nizip, Suruç, Altınbaşak ve Ceylanpınar ovalarıdır.

İÇ BÖLGE OVALARININ ÖZELLİKLERİ:

Erzurum Ovası: Etrafı fay ve volkanik dağlarla çevrili olan bu ova, tektonik çöküntü sonucu meydana gelmiştir. Ovanın, orta ve doğu kesimleri yer yer bataklıklarla kaplıdır.

Iğdır Ovası: Çevresindeki yüksek kütleler arasında oldukça çukur bir alan oluşturan Iğdır Ovası, yaklaşık 800 m yüksekliğe sahiptir. Buna bağlı olarak bu ova, Doğu Anadolu’ya göre mikroklima (küçük iklim alanı) iklim alanıdır. Doğu Anadolu’ya göre daha ılıman bir iklime sahip olan bu ovada, başta pamuk olmak üzere çeşitli tarım ürünleri yetiştirmek mümkündür.

Konya Ovası: Türkiye’nin Çukurova’dan sonra ikinci büyük ovasıdır. Daha önceleri göl suları ile kaplı olan bu ovanın çevresinde, bazı bataklık alanlar ve patlama çukurları yer almaktadır.

Malatya Ovası: Fırat nehri tarafından derin yarılmış olan Malatya Ovası, iç bölge ovalarımız arasında farklı bir görünüme sahiptir. Zamanla Fırat Nehri’nin gömülmesi sonucu ova, plato özelliğine kavuşabilir.

OVALARIN ÖNEMİ :

1-Ovalar tarım ürünlerinin yetiştirildiği çok sayıda yerleşmelerin bulunduğu ve ulaşımın kolaylıkla sağlandığı sahalardır.

2-Ovalarımız önemli tarım sahalarıdır.

3-Ovalarımız önemli kentlerin kurulduğu sahalardır.

4-Ulaşım kolaylığı ve ucuz maliyetle konut ve sanayi tesisi inşaatı ovaları cazip hale getirmektedir.

150204
0
0
Yorum Yaz